İstatistiksel olarak anlamlı olmayan istatistikler

İstatistiğe büyük önem verdiğimi önceki bir yazımda paylaşmıştım.

Türkiye İstatistik Kurumu'muzu (TÜİK'i) hiçbir anlamda kötülemek istemem (çünkü bana göre harika bir iş çıkartıyorlar), ancak yine de şu yapıcı eleştiriyi paylaşmak istiyorum:

Yayınlanan istatistiksel veriden çıkarılması gereken anlam bazen ilgili konuda uzman olan kişiler için bile muğlak olabiliyor. TÜİK'in yayınladığı verinin konuyla ilgili olabilecek majör büyüklükler ya da olgularla ne düzeyde uyum içerisinde olduğunu analiz ederek raporlarında bu çalışmanın sonuçlarına da yer vermesini isterdim. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, TÜİK'in –geniş çerçevede de olsa– yayınladığı veriyi yorumluyor/anlamlandırıyor da olmasını, böylece yayınlanan istatistiksel veriye nasıl yaklaşması gerektiği konusunda insanımıza bir perspektif sunmasını isterdim.

Bir örnekle açıklamak istiyorum.

TÜİK, ekonomide önemli yer tutan tüketici eğilimlerini yansıtması amacıyla aylık bazda –ve pek çok alt kalemiyle birlikte– Tüketici Güven Endeksi diye bir endeks yayınlıyor. Aşağıdaki grafikte Tüketici Güven Endeksinin son beş yıl için gelişimini bulabilirsiniz.

Kaynak: TÜİK raporları.
Aşağıdaki grafikte de Tüketici Güven Endeksi'ni oluşturan alt kalemlerden benim takip ettiğim sektörlerle ilgili olabilecek tüketici eğilimi alt kalemlerinin yine son beş yıl için gelişimini bulabilirsiniz.

Kaynak: TÜİK raporları.
Yukarıdaki iki grafikte yer alan veri serilerinin ekonomideki gerçekleşmelerle ne ölçüde uyumlu olduğunu, daha teknik bir ifadeyle, bu serilerin ekonomide olan bitenle korelasyon düzeyini, bu serileri takip etmenin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını doğrusunu söylemek gerekirse hesaplamadım.

Ancak en azından şunu söyleyebilirim: İkinci grafiğe yansıyan, insanların kısa vadede otomobil ya da banka kredisi alma olasılıkları son beş yıldır o kadar dar bir bantta hareket ediyor ki, bu serilerin ilgili sektörlerdeki dalgalanmalarla –veya en azından yaşadığımız küresel ekonomik krizle– bir paralellik olmadığı (veya teknik tabirle bir korelasyonunun bulunmadığı) çok açık.

Hal böyleyken, TÜİK en azından Tüketici Eğilimleri raporuna bu veriyle gerçekleşen otomobil ya da banka kredisi satışlarının korelasyon düzeyini dipnot olarak ekleyebilir diye düşünüyorum.

Bu zenginleştirme çalışması sonrasında hiçbir gerçeklikle korelasyonu bulunmayan raporlar olduğu ortaya çıkarsa da, bu raporların gerçekte bir işe yarayıp yaramadığı sorgulanarak özdeğerlendirme yapılabilir.

Böylece bizler de yayınlanan veriden daha doğru anlamları çıkarma imkanına kavuşmuş oluruz.

TÜİK'in yayınladığı raporları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder